MUTLU ÇOCUKLAR SINIFI
SİTEMİZ 4 YAŞINDA...

AİLE OKULU

 
 
 
AİLE OKULU
 

İŞTE BİR BABANIN DUYGULARI

 

BABALAR BAZEN UNUTUYORLAR

Dinle oğlum, sen uyurken bunu yatağının başında söylüyorum.
Bir eli yanağının altında, sarı bir buklen terli alnına yapışmış, mışıl mışıl uyuyorsun. Usulcaçık seni uyandırmadan içeri girdim. Biraz evvel odamda gazete okuyordum. Beni boğan bir pişmanlık dalgası üzerime hücum etti. Kabahatliyim. Onun için yatağının yanına geldim.
Sana lüzumundan fazla sert davrandım. Seni acele acele giyinirken yüzünü iyi yıkamadığın, ayakkabılarının tozlarını silmediğin için azarladım. Pijamanı yere attığın için avaz avaz bağırdım. Kahvaltıda her şeye kusur buldum. Lokmalarını çiğnemediğin, sütünü içmediğin, dirseğini masaya dayadığın için seni uyardım. Sen oyuna başlarken ben işe koşuyordum. Oyunu bıraktın ve "güle güle git babacığım" diye seslendin. Ben kaşlarımı çatarak "dik dursana, kamburunu çıkarma öyle" diye tersledim. Akşam eve gelince aynı durum tekrar başladı. Sokakta seni diz çökmüş bilye oynarken gördüm. Elbiselerin kirlenmişti. Seni önüme katarak eve getirdim. Arkadaşlarının önünde mahcup ettim. Düşün evladım bunu yapan bir babaydı.
Hatırlıyor musun akşam ben kitap okurken gözlerinde kırgın bir bakışla içeriye girdin. Rahatsız ettiğin için sabırsızlanarak gazetemin üzerinden sert sert bakınca sen tereddütle durakladın. Ne istiyorsun diye sordum. Sen bir şey söylemedin. Rüzgâr gibi uçarcasına bana doğru koşup, küçük kollarınla, Allah 'm kalbinde yaktığı sevgi ateşiyle sımsıkı boynuma sarıldın. Bu sevgiyi lakaytlık hatta haşinlik bile söndürememişti. Sonra pat pat yukarıya çıkarken ayak seslerini duydum.
İşte oğlum biraz sonra kitap elimden düştü. Beni hasta eden bu korku her tarafımı sardı. Alışkanlıklar bana neler yaptırıyordu. Kusur bulma alışkanlığım...
Bütün bunları seni sevdiğim için, senden çok fazla şey beklediğim için yapıyordum. Seni kendi yaşımın ölçüsüyle ölçüyordum.
Senin karakterinde güzel, iyi ve doğru olan neler varmış. Senin kalbin yüksek tepelerin üzerindeki şafak kadar büyükmüş. Her şeye rağmen beni öpmekle bunu gösterdin. Bu akşam hiçbir şeyin kıymeti yok oğlum. Karanlıkta yatağının yanına geldim, pişmanım, utanıyorum.
Bu aciz ve uyuşturucu bir şey. Bunları sana uyanıkken söyleyemedim. Fakat sana yarın hakiki bir baba olacağım. Seninle arkadaşlık edeceğim. Sen gülerken güleceğim. Sen ızdırap çekerken ben de acını duyacağım. Sabırsızlandığım zaman dudağımı ısırarak, çocuktur, küçüktür diyeceğim.
Şimdi yatağında tostoparlak yattığını görünce daha henüz pek küçük olduğunu anlıyorum. Senden çok fazla şey istemişim yavrum, çok fazla... Beni affet... Ne olur...



BİR HİKAYE

Küçük Sevim, evlerinin önündeki rengarenk çiçeklerle süslü bahçeye girdi. Yüreği sevinçten hopluyordu. İçinden; “Annem çiçekleri sever; şimdi bir demet yapıp götürsem kim bilir ne kadar sevinir? ‘Kızım beni hatırlamış ’ diye yanağıma bir de teşekkür öpücüğü kondurur.” Diye düşündü.
Bu mesut hayal içinde çiçekleri topladı. Onları küçücük elleriyle tek tek bir araya getirip demet yaptı. Anneciğini daha çok mutlu etmek için mutfağa koştu. Raftan bir bardak aldı. Çiçek demetini içine yerleştirdi. Sonda da su ilave etti.
Sevinçten zıplayarak mutfaktan çıkarken elindeki bardak kaydı; yere düşüp paramparça oldu. Çiçekler etrafa saçıldı. Annesi, yandaki odadan kırılan bardağın sesini duymuş, dışarı fırlamıştı. Küçük Sevim korkudan de diyeceğini bilemedi. Anne yerdeki cam kırıklarını görünce sinirinden deliye döndü. Ve küçük kızının niyetini sormadan dövmeye başladı. Kızcağız neye uğradığını şaşırmış, can havliyle, “Anneciğim ne olursun vurma!” diye yalvarıyordu. Kızgınlığı hala geçmemiş olan anne, hem bağırıyor hem de vuruyordu. “Seni eşşek seni o güzelim bardağı kırarsın ha! Bu dayak senin aklını başına getirir.”
Takdir ve öpücük beklerken, bir ton dayak yiyen küçük Sevim, annesine içinden kin beslemeye başladı. Ona bir daha çiçek hediye ettiğini gören olmadı.

EN GÜZELİ SEVGİYLE DİSİPLİN

O hayatta en sevdiğiniz varlık. Ama onun yaramazlıkları, söz dinlemezlikleri karşısında kimi zaman çaresiz kalıyorsunuz. Ona karşı çeşitli disiplin methodları uyguluyorsunuz; azarlıyorsunuz, hakaret ediyorsunuz belki de hiç yapmamanız gerekenleri yapıyor karanlık odalara kapatıyor ya da dövüyorsunuz. Bu davranışlarınız onun benliğinde derin yaralar açıyor. Size karşı hırs duymaya başlıyor. Ve yapma dediklerinizi, inadına daha fazla yapmaya başlıyor. Peki bu durumda ne yapmalısınız? Hiç "sevgiyle disiplin" kurmayı denediniz mi? Sevgi bir çok kapıyı açtığı gibi çocuğunuzla aranızda çözümsüz sorunların da kapısını açacaktır.

 

ÇOCUKLARIMIZA SORUMLULUK BİLİNCİNİ NEDEN VEREMİYORUZ?

Söylediklerine aldırış edilmeyen, fikrini belirtmeyen ve belirttiği zaman sürekli eleştirilen veya sürekli düzeltilen çocuk başka nasıl olabilir ki ? Tabi ki böyle bir çocuk ya suskun, içine kapanık ve güvensiz
Yada huysuz ve saldırgan olacaktır.

BİR HİKAYE

İyi niyetli ve yardım sever bir arkadaşımla bir gün doğada gezerken, kozasından çıkmaya çabalayan bir kelebek gördük. Kelebek kozanın lifleri arasından sıyrılmaya çabalıyordu. Yardım sever arkadaşım hemen kelebeğin imdadına koştu. Dikkatlice kozanın liflerini sıyırdı, kozayı araladı ve kelebeğin fazla çabalamadan kozadan çıkmasını sağladı. Ancak kelebek kozadan kolaylıkla çıktıysa da, biraz çırpındı ve uçamadı. Yardım sever arkadaşımın göz ardı ettiği gerçek şuydu: Kanatlar ancak kozadan çıkma çabalarıyla güçlenir ve uçuşa hazırlanır. Kelebek kendini kurtarma çabalarıyla aslında kaslarını geliştirmekte, kendini ayakta tutacak, güçlü kılacak, uçmaya hazırlayacak hareketleri çabalarıyla öğrenmekteydi. Yardım sever arkadaşım işini kolaylaştırarak kelebeğin güçlenmesine engel olmuştu. Kelebek hiçbir zaman özgürlüğü tanımadı, Hiçbir zaman gerçekten yaşayamadı.
Gerçek sevgi çocuğun her şeyini kolaylaştırmak mı, yoksa çabalarına saygı göstererek gelişmesine, hayata hazırlanmasına ve sürekli bize güveneceğine, kendine güvenmesine olanak sağlamak mı?

Çocuğunuza her şeyi hazır olarak vermeyin; yoksa sürekli yardım bekleyen, kendi beceri ve yeteneklerine güvenmeyen bir insan haline gelir.
Güveni arttırmak için neler yapılmalı ?
1- Çocuğun kendisini ifade etmesine müsaade etmek, onu dinlemek çok önemlidir.
• Çocuk: “Anne kazağımı çıkarayım mı terleyeceğim şimdi?
Anne: “Hayır hava soğuk. Üşürsün sonra!
Çocuk: “Ama anne üşümüyorum ki!
Anne: “Sus bakayım. Hasta olunca senle mi uğraşacağım!”
• Çocuk: “Baba çalıştığım halde bir türlü anlayamıyorum.”
Baba: “ Kendini vermiyorsun ki anlayasın.”
2- Çocuktan yaşı ve kapasitesi dışında davranışlar beklememek gerekir.
• Üç yaşındaki çocuktan misafirliğe gittiklerinde iki saat sessizce oturmasını beklemek yanlıştır. Eğer çocuk bunu başarabiliyorsa o çocukta bir problem vardır.
• Üç yaşındaki çocuğun üstüne dökmeden yemesini istemek yanlıştır. Döküyor diye ona kızmamak, onun yerine yedirmemek gerekir.
3- Sorumluluklar yüklemek ve bunları başarmasını sağlamak gerekir.
• Ona telefon, su, elektrik paralarının düzenli yatırılmasından sorumlu kılabilirsiniz.
4- Çocuğun çabasını övmek ve yüreklendirmek gerekir.
• Sonuca değil, sürece ödül verin. Göreceksiniz sonuç kendiliğinden zamanla gelecektir. ( Takdir alırsan yada teşekkür alırsan; sana şunu alacağım deme yerine çalışmasını, gayretini ödüllendirmek gerekir. Zaten o zaman başarı kendiliğinden gelecektir.)
• Çocuğunuz bir resim yapmış size gösteriyor. Onun resmini inceleyip “ Ne kadar güzel olmuş, aferin sana” demek hatta bunu eşineze de gösterip onun da desteğini sağlamalısınız Bu durum ona bir şeyler başarabildiğini gösterecektir ve çocuğunuz kendine güven duyacaktır.
5- Başarısızlığını kişiliğiyle bağdaştırmamak ve başarısızlığından ders çıkarmasını sağlamak gerekir.


KÖTÜ ÇOCUK YETİŞTİRMENİN YOLLARI

EĞER ÇOCUĞUNUZUN GÜVENSİZ VE CESARETSİZ OLMASINI İSTİYORSANIZ,

1.Ondan herşeyin en mükemmelini yapmasını bekleyin.
2.Yaptıkları her işte mutlaka bir hata bulun ve bir daha hata yapması için uyarın.
3.Onları başarılı komşu ya da akraba çocukları ile kıyaslayın.
4.Herkesin önünde hatalarını yüzüne vurun,utandırın.

5.Çabalarını küçümseyin.

Bunları yaptığınız takdirde cesaretsiz ve güvensiz bir çocuk yetiştirmeyi mutlaka başarırsınız.Hele her yaptığında bir hata arayın garanti veririm ki kendine güvenmeyen bir çocuk yetişiyor.

EĞER ÇOCUĞUNUZUN BECERİKSİZ VE PISIRIK OLMASINI İSTİYORSANIZ,


1.Yemeğini siz yedirin.
2.Elbisesini, ayakkabılarını siz giydirin.
3.Kendi başlarına iş yapmalarına fırsat vermeyin.
4.Sizin yardımınız olmadan bir iş beceremeyeceğini söyleyin.

Çocuğunuzu beceriksiz ve pısırık yapmak gördüğünüz gibi çok kolay.Hele onu hiçbir zaman kendi başına bırakmayın, daima başına bir şey geleceğinden korkun!
garanti veririm ki beceriksiz ve pısırık bir çocuk yetişiyor.


EĞER ÇOCUĞUNUZUN İNATÇI OLMASINI İSTİYORSANIZ,

1. Onların her isteklerini yerine getirin.
2.   Bir dediklerini iki etmeyin.
3. Hiçbir arzularını geri çevirmeyin.
4.   Onların haklı isteklerine kulak asmayın.

Göreceksiniz ki söz dinlemez, laftan anlamaz birer inatçı çocuk olup çıkacaklardır.

Hele illa da istiyorum diye ağlamaya başlayınca arzularını yerine getirin garanti veririm ki inatçı bir çocuk yetişiyor.

EĞER ÇOCUĞUNUZUN YALANCI OLMASINI İSTİYORSANIZ

1.Onlara yalancılıkla örnek olun.
2.Yerine getirmeyeceğiniz vaatlerde bulunun.
3.Başkalarına yalan söylemeyi tembihleyin.
4.Daha küçüktür diye yalanlarını hoş görün.
5.Uyduruyor diye iltifat edin.
6.Suçlarını itiraf ettikleri zaman onları şiddetle cezalandırın, böyle davrandığınız takdirde cezadan kurtulmak için yalan söyleyeceklerdir.

ÇOCUKLARI KENDİNİZE KARŞI KİNLİ YAPMANIN YOLLARI

Çocuğunuzun size kin duymasını istiyorsanız fazla uğraşmaya gerek yok. Şunları yapın yeter.

1.Ona karşı daima aksi ve asık suratlı olun.

2.Niyetinin ne olduğuna bakmaksızın, en küçük kabahatini ceza ile karşılayın..


İŞTE KONUYLA İLGİLİ BİR HİKAYE

“Güzel Leman’ a babası oyuncak bir mutfak takımı almıştı. Pırıl pırıl parlayan bu küçük madeni kapları çok sevmişti. Ona bundan daha güzel bir hediye verilemezdi.
Mutfak takımına kavuştuğu gün, sevincine diyecek yoktu. Onları yıkamış, kurulamış, kutusuna yerleştirmişti. Arkadaşları kendini ziyarete geldikçe mutfak takımlarını çıkarır, onlara yemek pişirir, ziyafet verirdi. Kardeşi kemal, sık sık oyunlarını bozuyorsa da Leman fazla ses çıkarmıyordu.
Bir gün, ablası okulda iken, kardeşi onun mutfak takımlarıyla oynamak istediğini söyledi. Babası da verdi. Kemal kıskanç bir çocuktu. Niyeti oynamak değil, ablasının oyuncaklarına zarar vermekti. Nitekim oynuyormuş gibi yaparak bardaklardan birini ayağı ile ezdi.
Leman, eve gelip mutfak takımının dağılmış olduğunu görünce heyecanlandı. Onları düzeltmek isterken ezilmiş bardağı fark etti. Üzüntüden gözlerine iri yaş taneleri doldu. Annesi oyuncakları Kemal’e babasının verdiğini söyleyince sesini çıkarmadı. Acısını kalbine gömdü.
Ertesi gün iki tabak daha aynı akıbete uğrayınca Leman dayanamadı. Ezilmiş bardağı ve tabakları alıp babasına koştu: “Babacığın, görüyor musun; Kemal oyuncaklarımı ne hale getirmiş!..” dedi ve ağlamaya başladı: babasının cevabı ne oldu biliyor musunuz: “ne olmuş yani! Onların ben vermedim mi? Çekil git şimdi başımdan, seninle uğraşacak zamanım yok!”
Leman, kendisi için çok değerli oyuncakların ezilmiş olmasına aldırış etmeyen bu babaya içinden kin besledi. Aradan bir hafta bile geçmemişti ki, küçük kızın pembe yanakları soldu. Eski neşesini kaybetti. O olaydan sonra, babasına sevgi ile baktığını gören olmadı....”